Press "Enter" to skip to content

Neredesin Firuze (2004)

Blogdaki ilk Türk filminin hatrına bu yazıyı Türkçe yazmaya karar verdim. Belki de anneme blogumu okumama bahanesi bırakmamak için! Haydi bakalım.

Bu güzel karantina günlerinde vatanımdan uzaktayım diye mi bilmiyorum, Türk filmlerine geri döndüm. Neredesin Firuze’yi izleyeli yıllar olmuştu; bu sefer de en az ilki kadar keyif aldım. Çoğu zaman hikayenin sonunu bilmek filmi bozmak yerine daha da ilginç hale getiriyor.

En güzel haber de, filmin tamamını Youtube’da bulabiliyor olmamız. Araya reklam girip canımızı da sıkabilir ama ben ordan gayet rahat izleyebildim, tavsiye ederim.

Neredesin Firuze’nin metni, Özcan Deniz’in gerçek olaylardan esinlendiği özgün hikayesini Levent Kazak’ın senaryolaştırmasıyla oluşmuş. Ezel Akay’ın yönettiği filmde Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Özcan Deniz, Cem Özer, Ata Demirer ve daha bir sürü tanıdığımız isim oynuyor. Bu renkli ekip, ünlü olma umuduyla Almanya’dan İstanbul Plakçılar Çarşısı’na gelen Ferhat Can’ın trajikomik hikayesini anlatıyor.

“Melek Yüzlü Haydar”

Bu filme dair en sevdiğim ayrıntı bu sanırım. Firuze, umudunu kaybetmiş Umut Müzik ekibine beyazlar içinde kurtarıcı bir melek gibi yetişir. Hemen arkasındaki tabelaya dikkat ettiniz mi? “Melek Yüzlü Haydar.” Bunun dışında Firuze’nin birçok sahnede arkasında kanatlarla görüldüğüne dikkat edin. Zaten hikayenin zirve noktasıyla başlıyor film, sonra geçmişe dönüp o ana kadar olanları izliyoruz. İşin aslını, olacak olanları açık açık görüyoruz. Sürpriz yok. Ona rağmen izleyici de Ferhat’la beraber bir umudun peşinde sürükleniyor.

Hikayenin dönüm noktasını olduğu gibi ara geçişleri de filmin kendi dünyasının içinde görüyoruz. Gün geçişleri, mesela, ekran üzerine yazıyla gösterilmiyor da sahnenin içindeki eşyalarda yazılı. Sokaktaki bankta veya duvar saatinde hikayenin kaçıncı gününü izlediğimiz yazıyor. Bunun gibi sekans aralarını belirten şarkıları da söyleyenleriyle beraber aynı sahnede, yarışma formatı içinde izliyoruz. Ciguli, Özlem Tekin, o dönem popüler olan ve şarkılarıyla aklımıza kazınan herkes var. Bu dönemde en az onlar kadar popüler olan Özcan Deniz’i de yükselemeyen yıldız rolünde görmek de komik.

Ata Demirer’in Tanju Gürsoy tiplemesi o kadar açık bir Bülent Ersoy göndermesi ki, Diva görmüşse bozulmuştur diye tahmin ediyorum. Erkek olduğu zamanları reddetmesi gibi bir ayrıntı bile eklenmiş. Bununla beraber filmde Ata Demirer’i umut vaadeden bir erkek şarkıcı rolünde de izliyoruz.

Müzik dünyası renkli; o yüzden kostümler de öyle. Her birinin kırmızı, fıstık yeşili, cart mavi janjanlı takımlarının olması müziğin renkli dünyasını izleyiciye görsel olarak anlatma çabasında. O kadar renk ve hareket bir arada olunca bu iki saat on beş dakikalık filmde ilgimiz de kolay kolay dağılmıyor. Sahneye gülmesek de tepeden tırnağa kırmızı giyinmiş orta yaşlı iki kardeşin kırmızı bir arabada kavga edişinin görsel saçmalığına gülüyoruz. Bana kalırsa bunlar hep çok akıllıca detaylar.

İntiharın Türk filmlerinde ne kadar sık işlendiğini fark ettiniz mi? Örneğin, Organize İşler Tolga Çevik’in canlandırdığı Süpermen karakterinin intihara teşebbüs sahnesiyle başlar. Onur Ünlü’nün Polis filminde mesela, Musa’nın camiide okunan Kuran’ı dinlerken intihar etmekten vazgeçmesi önemlidir. Neredesin Firuze’de de birden çok intihar sahnesi var.

Bana kalırsa bunun sebebi Türk filmlerinin çoğu konuyu umut teması üzerinden işlemesi ve karakterin hiç umudunun kalmadığını intihardan daha net bir şekilde gösterecek başka bir olayın olmaması. Bu bakımdan, çok ekonomik bir kullanım. Umut Müzik’in umudunu kaybettiğini gösterecek birkaç sahne yerine tek bir intihar sahnesi durumu açıkça anlatmaya yetiyor. Dikkat spoiler! Sondaki toplu intihar sahnesinde hiçbirinin yapamaması, kaypak olmalarının ortak noktaları olması ve böylece küllerinden doğmaları müthiş bir detay bence.

Ve son olarak, filmi izlemeyenlerin bile bildiği sahne: Ya evde yoksan? Bu sahne her şeyiyle o kadar güzel ki, defalarca açıp izlenesi. COVID-19 farkındalık günlerimizde biz de Firuze gibi kıkırdayıp, “Olur mu öyle şey çocuklar, ben hep evdeyim” diyebiliyorsak aferin bize.

Yönetmen, filmi hep bir “Türk Filmi” çekmesini isteyen kardeşine adayarak başlıyor filme. Tanıdığımız sevdiğimiz bütün oyuncular bir arada olunca, sonunda bizi gülümseyerek bırakınca, içinde bolca da müzik olunca bu Türk filmini defalarca izlemeyelim de ne yapalım? 

Be First to Comment

Leave a Reply

Sign me up!

Subscribe today to get notified on new posts
Email address